Abdal Musa Sultan Velâyetnamesi

Abdal-Musa-Sultan-ve-VelayetnameKaracaahmet Sultan Derneği Yayınları, İstanbul, 2008

KARACAAHMET DERNEĞİ YAYINEVİ,

Gündoğumu Cad. No: 169, Üsküdar/İstanbul

Tel.0 216 492 20 78-3 hat

İsmail Kaygusuz

Önsöz

1990’lı yılların başlarında yaptığım Abdal Musa Sultan üzerine ilk araş­tırmamı ve varmış olduğum sonuçları bir makale halinde yayınlamıştım. Daha sonraki yıllar bu çalışmayı, uzun aralıklarla çıkan iki kitabımda yeni ek bilgilerle genişleterek birer bölüm olarak sunmuştum.

2005 yılının ilk aylarında Abdal Musa Sultan Velâyetnamesi’nin bir elyazması fotokopisi elime geçti. Yazmanın sonunda, beşinci İmam Zeynelabidin oğlu Zeyd soyundan inme Veli Baba Sultan bin Hü­seyin (ö.1647–8) imzasının bulunduğunu görünce kafamda, bu yazmanın ışığında Abdal Musa’yı yeniden ele alarak, Velâyetname metniyle birlikte kitaplaştırma düşüncesi doğdu.

 

Abdal Musa Sultan’ın tarihsel ve siyasal kişiliği çok önemliydi. Hacı Bektaş Veli’nin ardılı olarak, Beylikler Dönemi’nde XIV. yüzyılın ortalarına doğru Anadolu tarihini değiştirecek bir tercihte bulun­muş; resmi tarihin anlattıklarının tersine Osmanoğlu Orhan’ı (ö.1362) terkederek, Aydınoğlu Umur’u (ö.1348) desteklemiştir. Onun büyük donanmalarla denizlere egemen olma ve Bizans yöne­timinin muhalif prensleriyle dostluklar kurarak, güçlü bir biçimde Balkanlara, Avrupa’ya açılma siyasetini beğeniyor olmalıydı ki, ona kızıl börk giydirip el vererek Gazi yapmış, sonra yanına kırk gazi­siyle Seyyid Ali Sultan’ı katarak Çanakkale Boğazını nereden geçe­ceğine dair taktik vermişti. Umur Gazi’nin kendileri için yaşamsal tehlike gösteren bu siyasetini erken anlayan Avrupalı feodalleri, 1348 yılında Papa’nın da desteğiyle hazırladıkları ve Venediklilerin komuta ettiği büyük bir Haçlı donanmasıyla aniden İzmir’e baskın yapıp Aydınoğulları donanmasını yokettiler. Bu baskına yiğitçe di­renen Umur Gazi de genç yaşta yaşamını yitirdi. Baskın defedilip, Haçlı donanması yokedilebilseydi tarihin seyri kesinlikle değişecek, belki bugün Osmanoğullarının değil, Aydınoğullarınınki gerçek tarihimiz olacaktı.

Teke Beyliği de Abdal Musa Sultan yaşarken Osmanoğullarına bağlanmamıştı. Ama Seyyid Ali Sultan’ın (ö.1402) Osmanoğul­larının, Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa komutasında Çardak’tan (Çanakkale) Trakya’ya ilk geçişlerinde birlikte olduğu menakıpnamelerde anlatıldığına göre, kendisinden kılavuz olarak yararlanılmıştır. Demek ki o seçimini yapmış, yıllar önce Umur Gazi ile aynı yollardan birkaç kez Trakya’ya geçmiş olduğundan, askersel deneyimlerini ve bölge hakkındaki bilgisini Osmanoğulları’na sunmuştu.

Bunlara değinmemizdeki neden, toplumun alt sınıf katmanlarında halktan kişiler tarafından yazıya geçirilmiş velilerin, inanç önderle­rinin söylencesel (efsanevi) yaşam öyküleri, keramet olaylarını içe­ren menakıpnamelerde ve onların kaleminden çıkmış risalelerde, yönetenlerin fetih ve zaferlerini veren resmi tarihin yazmadığı çok önemli toplumsal hareketler ve tarihsel olaylar gizli olduğunu vur­gulamak içindir.

Basılı metinleri ve el yazısından tanıdığımız adları zorla sökebilecek kadar zayıf bir Eski Türkçe bilgisiyle, elimizdeki Veli Baba Elyaz­ması’nda Abdal Musa Sultan Velâyetnamesi ile birlikte Kaygusuz Abdal Pendnamesi, yani “Öğütler Kitapçığı”nın bulunduğunu öğ­rendiğimiz zaman ilgim daha da arttı.

Ancak karşımızda metinlerin çevirmyazı (transliterasyon) güçlüğü bulunuyordu; çünkü yapılacak işte güvenirlilik sözkonusu olduğu kadar, ödenecek bedel için kaynak bulmak da sorundu. İlk aklımıza gelen, Edebiyat Fakültesi’nde çalıştığımız yıllardan arkadaşımız ve bu Osmanlıca dil ve bilgisine güven duyduğum elyazmaları uzmanı Doç. Dr. Hüsameddin Aksu oldu ve ona başvurdum. Sağolsun, bu konuyu görüştüğümüzde ödeyebileceğimiz bir bedeli kabul etti. Arkasından Karacaahmet Sultan Derneği’nin de bu bedeli ödemeyi üstlenmesi işleri kolaylaştırdı.

Ne var ki, metinleri istinsah eden yazıcının yazım yanlışları ve eli­mizde belgenin yalnız fotokopisini olması yarattığı zorluklar bir­likte konuyla yakın ilgisi olmayan arkadaşımızın karşılaştığı çevrimyazı sorunları beni çok uğraştırdı. Metinlerin içeriği hak­kında bilgim olduğu için ilk okuyuşta karşılaştığım konuyla ilişkisi olmayan sözcükler, anlamsız cümlelerle ve benzeri zorluklar gerçekten biraz moralim bozuldu. Saptadığım bazı yanlışları kendisiyle buluşup düzelttik, ama bu da yeterli sayılamazdı.

Abdal Musa Sultan hakkında yapılan araştırma ve çalışmaları yeniden gözden geçirip, yayınlanan velâyetname metinlerini bir kere daha inceledik. Zaten ortada birkaç yazar tarafından yayınlanmış iki metin vardı: s.  Nüzhed Ergun’un Naci Kum’dan aldığı Isparta nüshası ve Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’in geniş kapsamlı “Abdal Musa Velâyetnamesi” kitabındaki özgün metin. Bu sonuncusu, bizim çevrimyazısını yaptırdığımız Veli Baba elyazmasının bir diğer kopyasıydı. Bereket versin Prof. Güzel, her ne kadar yazarı Veli Baba hakkında bilgi bulamamışsa da (!) Velâyetname özgün metninin tıpkıbasımını kitabın sonuna koymuştu. O çok zayıf eski yazı bilgimizle, çevirimyazıdaki bozuk okunuşları ve yanlış olduklarını sandığım sözcükleri harf be harf karşılaştırarak düzeltme durumunda kaldım. Bu da bizim aylarımızı aldı.

Metinleri bugünün Türkçesine çevirirken, yapabildiğimizce özgün biçemini (orijinal üslubunu) bozmamayı deneyerek anlaşılır kılmaya çaba gösterdik. Zaman zaman bazı sözcüklerin ayraç ( ) içinde eski biçimlerini de verdik. Ayrıca çevirilerde kullandığımız köşeli ayraçlar [ ] içindeki rakamlar, özgün Veli Baba elyazması metinlerinin sayfalarını göstermektedir. Bunlar okuyucunun, çevrimiyazı ve özgün metinlerdeki anlatımın, sözcük ve kavramların karşılaştırmasını kolaylaştıracaktır.

Bu çalışmamız, Ulu Sultan’ın öğütlerini tutarak, “sözünü önce düşünüp sonra söyleyen ve mevki sahiplerine yüzsuyu dökmeyen; kalleş ve pirsizlere yoldaş olmamaya, mürşidden gönlünü ayırmamaya, tek başına nimet yememeye ve yumuşak huylu, güvenilir insan ol”maya çalışanların kafasını ve “gönlünü güzeleştir”sin, diliyorum.


Londra, 1 Eylül 2006