Frans’da Laiklik: Cumhurbaşkanı Jaques Chirac’ın Konuşmasından

(….)Anayasamızın direği olan laiklik ilkesini hep yaşatacağız(...) Bu ilke, bizim irademizin-istemimizin karşılıklı  diyalog, hoşgörü ve saygı içinde birlikte yaşatmayı belirlemektedir. Laiklik vicdan özgürlüğünü güvenceye alır. O, inanma ya  da inanmama özgürlüğünü de korur. Herbiri için, bazı din ve inançların dayatıldığının görülmesi tehdidi olmaksızın özgürce ve huzurla inancını uygulaması ve  açıklaması güvencesi verir(…) Bu, farklı dinlerin uyum içinde birlikte yaşamalarına izin veren devlet (resmi) ortamın tarafsızlığıdır

Tüm özgürlükler gibi, inançları ifade etme özgürlüğünün de sadece, toplumsal yaşamın kurallarının da gözetilmesinde ve başkasının özgürlüğü kapsamında sınırları bulunabilir. Ülkemizin saygı gösterdiği  ve koruduğu dinsel özgürlük saptırılmaz-yöndeğiştirmez. Dinsel özgürlük tüm toplumun çıkarına olan ortak kuralların suçlanmasını getirmez. O başkalarının inanç özgürlüğüne leke de taşımaz. Laiklik ilkesine saygı güvencesi (oluşturan) veren onlarca yıldan beri sabırla bina edilmiş bu kırılgan, değerli ve ince denge buradadır. Ve bu (laiklik) ilkesi Fransa için bir şanstır. İşte bunun için o, anayasamızın birinci maddesinde yazılıdır(...)

1905 yılında  Devlet ile Kilisenin birbirinden ayrılmasına ilişkin  büyük cumhuriyet yasası  kabul edildiği zaman Fransa  büyük sarsıntılar geçirdikten sonra, laiklik bütün Fransızların biraraya gelme uyumunu sağladı (…) Bu nedenle, bu cumhuriyetçi kazanım gücüne rağmen ve  M.Bernard Stasi’nin başkanlık ettiği komisyon –ki bu komisyona ben çok özel bir saygıyı yeniden  sunmak isterim- çalışmalarının tam anlamıyla gösterdiği gibi, toplumumuz içinde laiklik ilkesinin uygulaması bu gün tartışılır duruma girmiştir(...)

Dinsel özgürlüğe dair  örtünme altında, cumhuriyet ilkeleri ve yasalarına itiraz edilmesine sadece ve sadece hoşgörü tanınabilir! Laiklik Cumhuriyetin büyük zaferlerinden biridir(…) Onu sağlamlaştırmaya çalışmak görevimizdir.Bunun için, toprağımız üstündeki bütün büyük dinlere  fiilen (uygulamalı olarak) aynı önemi ve aynı saygıyı göstermeyi güvence altına almak zorundayız. Fransız İslam (dini) Konseyi’nin kurulmuş olması artık Devlet ile İslam arasındaki ilişkileri düzenlemeye izin veriyorö kolaylaştırıyor. Müslümanlar Fransa’da, rahatça ve  onurla  dinsel uygulamalarını yapmalarını sağlıyan tapınma yerlerini kurma olanağına sahibolmalıdır. Son gelişmelere rağmen, bu alanda yapılacak daha çok şey kaldığını bilmeliyiz.  Fransız İmamların formasyonun güvenceye alındığı ve Fransız kültürünün İslam kişiliğini  ispatlamaya izin vereceği zaman  ancak yeni bir adım atılmış olacaktır.

Saygı, hoşgörü, diyalog ruhu,  çok daha fazla önemlisi bize bağlanmak zorunda bulunan herbirinin diğerlerini tanıma  ana anlayışı ile kökleşmiş olacaktır.. İşte bunun için bana öyle görünüyor ki, bugün okullarda ilke olarak dinlerin eğitiminin geliştirilmesi birinci sırayı almaktadır.  Ayrıca sağlam ve uyanık durmak gerekir; yabancı düşmanlığına, ırkçılığa ve özellikle anti-semitizme  karşı acımasız savaşım vermeliyiz. Hakaret etme adiliğine-bayağılığına hoşgörü göstermeyelim. Hiçbir jesti, hiçbir davranışı ve hiçbir öneriyi küçümsemeyelim. (Bunların) hiçbirine geçit vermeyelim. Bu bir onur, bir vekar sorunudur!

Devlet hizmetinin laikliği ve tarafsızlığını güçle-kuvvetle  yeniden  onaylamak zorundayız. Geneli ilgilendiren ve tüm servislerdeki her devlet memuru, kendi özel düşünce veya inançlarını açığa vurma  yasağına zorunlu kılınmıştır tarafsızlık ve laiklik gereğince. Bu bizim hukukumuzun bir kuralıdır, zira hiçbir Fransız devlet otoritesinin bir temsilcisinin kendisini ayrıcalıklı gördüğü ya da kişisel inançlarından dolayı gözden düştüğünden şüphe edememelidir. Aynı şekilde yurttaşın inançları da bir devlet memurunu reddedecek yetkiyi ona tanımaz.

Okulda da laiklik yeniden teyit edilmeli, onaylanmalıdır; zira okulu kesinlikle korumak zorundayız. Okul, paylaştığımız değerlerin taşınmasında ve kazanılmasında en baştaki  yeri alır. Cumhuriyet fikrinin kökleşmesinin en mümmel aracıdır. Yarının yurttaşlarının eleştiri, diyalog ve özgürlük yönünde biçimlendiği, form elde ettiği ortamdır okul. Orada, onlara kendi kaderlerini çizmek ve açtırmak için anahtarlar verilir. Her biri orada (kendisine) daha geniş bir ufuk açmayı hayal eder, öğrenir. Okul  bir cumhuriyet tapınağıdır; öğrenmenin ve değerler kazanmanın önündeki eşitliği, tüm eğitim-öğretimde ve özellikle sporda (kız-erkek) karışık, erkekler ve kızlar arasındaki eşitliği korumak için onu savunmak zorundayız. Ve geçlerimizi ayıran, bölen  ve  birbirlerine karşı  çıkaran kötü rüzgarlara kaptırmamak için onu savunmamız gerekiyor.

Kuşkusuz okulun, isimsizliğin, tekdüzeliğin yeri yapılması diye bir sorun yoktur, orada dinsel olay ve görünüm kaldırılmış olacak. Sözkonusu olan, bugün açık bir kuralın onaylanmasıyla, birinci sırada ve görevlerini uygulamanın, çok önemli güçlüklerin karmaşası içindeki  öğretmenlere ve kurum şeflerine izin vermek, müsaade etmektir.

Son günlere kadar, akıllıca kullanılmalar ve kendiliğinden oluşan saygılar gereğince, kimse için asla  kuşku duyulmamıştı ki, kendi inançlarını yaşamakta doğal olarak özgür olan öğrenciler, liseye,  kolleje, okula böyle dinsel kıyafet içinde gelmek zorunluğu yaşasın.

Söz konusu olan ne  yeni kurallar üretmek, ne de laikliğin sınırlarını oynatmak, yerini değiştirmektir. Çok uzun zamandan beri uygulamamız ve kullanımda olan bir kuralın açık ve güçlü biçimde, fakat saygı içinde açıklanması söz konusudur.

Danıştım. Stasi komisyonunun raporu üzerinde çalıştım. Ulusal Meclis Misyonu’nun, siyasi partilerin, dinsel yetkililerin, büyük din ve düşünce akımları büyük temsilcilerinin tartışmalarını inceledim.

Gösterişli  ve dinsel görünümü  açık bir biçimde ortaya koyan simgeler taşıyan giyim tarzının okullarda, kollejler ve genel liselerde kaldırılmasının gerekli olduğu değerlendirmesini bilinçli olarak yaptım.

Örneğin haç, Davut yıldızı ya da Fatima’nın eli gibi  gizlenmiş simgeler doğal olarak kalabilir.

Buna karşılık, belirleyici simgeler, yani dinsel görünümünü derhal yansıtacak, onu tanıtmaya ve dikkat çekmeye-belirtmeye yönelik taşınan şeyler kabul görmüyecek.

Bunların -adına ne verilirse verilsin İslami giyim, la kippa (Musevi beresi?) ya da açık bir biçimde aşırı büyüklükte haç- genel okulların duvarlarının kuşattığı alan içinde yerleri yoktur. Devlet okulu laik kalacak.

Bunun için bir yasa gerçekten gereklidir.  Onun Parlamento tarafından kabul edilmesi ve yakında yeniden gelişiyle birlikte bütünüyle yasalaşmasını (kitaplaşmasını) diliyorum. Şu andan itibaren, hükümetten, özellikle dinsel yetkililerle diyalogu sürdürmelerini ve açıklama, düşünme ve pedagojik (…) girişimlere başlamalalarını rica ediyorum.

Bu yasanın uygulamaya konulmasıyla, diyalog ve birlikte  tartışma ve planlama, her karardan önce sistematik olarak araştırmalarda gerekli olacaktır.

Ve aksine sorun yükseltildi.  Okul takvimlerine, zaten çok sayıda olan  yeni bayram günleri eklemenin yanılgı olacağını ben düşünmüyorum. Üstelik bu, o günler de çalışmakta olan ana-babalar için ağır güçlükler yaratacaktır. Onun kadar ve zaten kullanılışı ağır olduğu için, ben hiçbir öğrencinin, Yom Kippour  (Musevılerin Tanrıdan bağışlanmalarını diledikleri kefaret  günü)  ve Aid al-Kebir (Ramazan Bayramı) gibi büyük bir dinsel bayram yüzünden gerçekleşmiş bir devamsızlığından dolayı üzülmemesini istiyorum. Aslında o günler önemli deneylerin ve sınavların düzenlenmemesi lazım. Bu konuda, ulusal eğitim bakanı tarafından müdürlere buyruklar bildirilecektir.

Birlikte yaşamanın basit kurallarını da anımsatmak gerekir.  Hastahanede bir hastanın, karşı cinsten bir doktor tarafından tedavi edilmesini ilke olarak, reddettiğini doğrulayabilecek hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Gelen yasanın, devlet hizmetinde çalışan bütün hastalar için bu kuralı ayırması gerekecek.

Aynı nedenden ötürü, çalışma bakanı, zorunlu birlikte planlamalara girişecek, ve eğer ihtiyaç duyulursa, güvenliğe ya da inananlarıyla ilişkilere bağlı emredici olanlar için dinsel simgelerin taşınmasını düzenleyen kurumun şefine izin veren bir düzenlemenin Parlamento’da karara bağlanması sağlanacak

Genel duruma göre, laikliği ilgilendiren bütün kurallar ve ilkelerin bir  “Laiklik Kodu”nda biraraya toplanmasını bir dilek olarak düşünüyorum. Bu kod, göreve girdikleri gün özellikle bütün memurlar ve polislere verilecek. Bundan başka, başbakan o kişinin yanına, çıkarılan ya da saldırı tehlikeleri hakkında Fransız yurttaşlarını ve halk güçlerini bu ana ilkelere göre  uyarmakla görevli bir laiklik gözlemcisi koyacak(…) (Le discours de Jacques Chirac sur la laicite, Le Monde, 21-12-2003)

Türkçeleştiren: İsmail Kaygusuz