‘EL TAYYİP CAMİSİ’ PROJESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

“TBMM BAŞKANININ ÖNERİSİNE KATKI MI?” DİYE SORABİLİRSİNİZ (!)

İsmail Kaygusuz

el tayip

10.02.2018 tarihinde TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen 4'üncü Üsküdar Kitap Fuarı’nın açılışına katılıyor. Çamlıca tepesine kondurulmuş olan camiye bir isim öneriyor ve bay Başkan anlatım bozuklukları içinde şunları söylüyor:

"Cumhurbaşkanımızın damgasını vurduğu yerlerden birisi Türkiye’de olduğu gibi Üsküdar’dır. Ve inşallah Çamlıca’daki caminin adı ‘Recep Tayyip Erdoğan Cami’ olur. Kendinin kabul edeceğini zannetmiyorum ama zorlayalım. Bu isim uygun değil mi?”

Sorunun arkasından, kendisini dinleyen kalabalığa; “oyunuza sığınıyorum. Kabul edenler ve kabul e(etm)eyenler? Saf demokrasi bu, oylama böyle yapılır”diyerek sözde –asla inanmadığı- saf bir demokratik uygulama sergiliyor! Kuşkusuz, çılgınca alkışlar arasında “eveet uygunduuur!” haykırışı salonu çınlatmıştır. Çok yakında bir şekilde bu öneri meclise de sunulabilir...

Biz bu caminin adını birkaç yıl önce, projesinin yeni uygulanmaya başladığı aşamada Arapça öneki ile “El Tayyip Camisi” koymuş ve neleri çağrıştırdığını anımsatmaya çalışmıştık. Serçeşme Dergisi (2013)’nde yayınlanmış olan yazımı hiç değiştirmeden aşağıya alıyorum:

‘EL TAYYİP CAMİSİ’ PROJESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Son günlerde Suriye, Filistin ve Irak olaylarında, yanlış dış politikalar yüzünden hükümetin uğradığı başarısızlıklar da eklenince gündemin hızla değişmesi gerekiyordu. Daha önce sözedilerek geçiştirilen El Tayyip Camisi’ni gündemin göbeğine oturttu sayın Başbakan! Evet, bu kez de genelde İstanbul, özelde çevre halkına rağmen, Çamlıca tepesine bir El Tayyip Camisi kondurulması kararlılığında olduğunu görüyoruz. Toplumsal barışı sağlayacak ve ülkeye demokrasiyi getirecek iki ağır sorunun (Kürt ve Alevi sorununun) çözümünde; devletin kendi tanım ve isteklerini dayatmadan, gerçek taraflarla görüşüp tartışarak gidilmediği için, alınan kararlar ve yapılan girişimler kararmış, sonuçsuz kalmıştı. Buna karşılık Başbakan’ın El Tayyip Camisi kararı, genelde İstanbul, özelde çevre halkına sorulmadan ve tartışılmadan uygulanacak ve Çamlıca Tepesi’ne bu cami kondurularak kente yeni bir olumsuz profil verilmesi gerçekleştirilecek gibi görülmektedir.

Şimdi çevre halkının sokaklara dökülüp; “Çamlıca Tepesi’ne cami değil, etekleriyle birlikte tepeyi saracak yemyeşil geniş bir kültür ve gezi parkı kondurulmasını istiyoruz” diye haykırma cesareti gösterebileceklerini düşünebilir misiniz? Çevre halkı, Çamlıca Tepesi’nde toplanıp da günlerce sessiz oturuma geçebilirler mi böyle bir talep için? Ne mümkün?! Proje yarışması yapılıp bitmiş; birinci bulunamadığından, 300 bin lira ödüllü ikinci proje kabul edildi bile. Bu durumda, bir saat kulesi fazlasıyla, Sultanahmet Camisi’nin kötü bir taklidi olan devasa betonarme cami tepeye kondurulup, Tayyip Erdoğan adına İstanbul’a sağlayacağı yeni bir profille karşı yakadaki Selâtîn (Sultanlar) camilerine meydan okuyacak! Böylelikle belediye başkanlığından beri hayal ettiği, Tanrı’yı konuk edeceği Sultanlara yaraşır görkemli bir camiye kavuşturacaktı İstanbul’u! Bu camiye El Tayyip Camisi adını koymakla haksız sayılmayız, değil mi?

Günlerdir muhalif görünen görsel ve yazılı medyada Başbakan’ın Çamlıca’ya kurmak istediği cami konusu tartışılıyor. İzlediğim kadarıyla büyük medya köşe yazarlarından sadece biri “camiye çok mu ihtiyacımız var?” sorusunu soruyordu. Büyük bir kısmı “tamam, cami yapılmasına karşı değiliz” deyip, san’at ve mimari yönden karşılaştırmalar yaparak estetik bağlamda eleştirilerini sunmaktaydılar. Peki ama, dindar –ki aslında şeriat dindarı kastediliyor- bir nesil yetiştirmeyi amaç edinmiş olan Başbakan Erdoğan, neden Fatih veya ecdadım dediği Kanunî Süleyman’ın Süleymaniyesi değil de I. Sultan Ahmet’in yaptırdığı camiyi kendisine örnek aldı? Niçin bu camiyi mutlaka yapmak istiyor? Acaba amacına hizmet edecek önemli bir araç mıdır? Sultanahmet Camisi’nin gizli tarihini çok iyi biliyor olmalı ki, araç olarak onu seçmiş bulunuyor şeriat dindarlığı için.

Hz. Ali ne diyor böyle bir caminin yapılmasına?

İmam Ali bir toplantıda zamanın yöneticilerinden birine şöyle sesleniyor:

“1024. Duydum ki bir cami yaptırıyormuşsun devlet hazinesinden, inşallah başaramıyacaksın.
1025. Alıp dağıttığı narların karşılığını fahi.... ile ödeyen bir kadına benzetiyorum senin şu cami yaptırma işini.
1026. Bunu anlayan insanlar ona dediler ki; bela onun üstüne olsun, ne o işi işle, ne de sadaka dağıt!” 1

Başbakan, El Tayyip Camisi’nin devlet hazinesinden değil, hayırseverlerin bağışlarından gelen paralarla yapılacağını açıkladı. Ancak Başbakan olarak bağış kampanyasını bu sözleriyle kendisi resmen başlattığına göre, aynı kapıya çıkar. Kaldı ki, yapılacak caminin su, elektrik, ısıtma vs. harcamalarıyla birlikte, orada hizmet göreceklerin maaşları zaten devlet hazinesinden ödenecektir. Ya Ali! Seni Alevilerden daha fazla sevdiğini söyleyen Başbakan’ın yaptığına bak; ona da bir şeyler söylesen!

Kitlesel bir kırımın ‘Tanrı’ya Şükür’ tapınağı!

Şimdi büyük kabul görüp ödüllendirilen El Tayyip Camisi projesinde taklit edilen Sultanahmet Camisi’nin yapılış nedenine geçelim:

Tahtını sağlamlaştırmak adına Sultan I. Ahmet’in fermanı ve Şeyhülislam’ın fetvasıyla Celalilere boyun eğdirmek için Sadrazam Kuyucu Murat Paşa’nın çıktığı sefer üç yıl sürdü. Bu sefer, 90 yaşındaki bu zalim ihtiyar kapıkulunun zamanın genç Padişah’ının “baba” iltifatına mazhar oluşu, cesetleri kuyulara doldurulan ve kesilen kafalardan tepeler oluşturulan 150 bin yoksul insana malolmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, kadın-erkek ve çoluk-çocuk demeden öldürülüp kuyulara atılan insan sayısı, sadece fiili savaş dışı kırımlara ait bulunmaktadır. Bir de yapılan savaşlarda iki yandan ölen binlerce insan sayısını hayal ediniz! Ve “Mavi Cami” diye ünlenen Sultanahmet Camisi, işte unutturulmak istenen bu dönemin simgesidir...

Osmanlı Sultanları savaş alanlarındaki başarılarını yaşatmak için böyle büyük camiler yaptırdılar. Genelde, Tanrının yüceliğine övgü, verdiği zaferlere şükür olarak yaptırılan bu tür tapınakların yapım giderleri, savaş alanında kazanılan zafer sonucu elde edilen yağmalardan oluşurdu. Soyunun büyüklerini geçmeye çalışan I. Sultan Ahmet de çok büyükbir cami yaptırmaya karar verdi. Fakat genç Sultan, avlanmanın dışında, herhangi bir nedenle bile saraydan dışarı çıkmamıştı. Dolayısıyla, yapımını istediği bu çok pahalı dinsel imparatorluk anıtına yaraşır boyutta bir zaferi yoktu. Harcamaları karşılamak amacıyla vergileri artırdı. Zamanın tarihçilerinin anlattığına göre 1609 yılında, sadrazamı Kuyucu Murat Paşa, son Kızılbaş Celali’nin kökünü kazıma seferinden başarıyla dönünce, Padişah bu zafer (!) için Tanrıya şükretti ve bu görkemli yapıyı yaptırma planlarını uygulamaya koyuldu. Son Celali’nin idam edildiği tarihi izleyen ayda, 9 Ekim 1609’da, başta Padişah olmak üzere Şeyhülislam, Sadrazam Kuyucu Murad Paşa, vezirler ve ulemadan yüksek kişiler simgesel anlamda temele ilk kazmayı vurdular. Dokuz yıl boyunca yapılan olağanüstü harcamalar için yoksul teba’nın sırtına yüklenen ağır vergiler ve Sultan’ın sürekli gözetimi sonunda caminin kapıları açıldı. 2

Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından yapılan ve tarih yazıcılarına göre “Celali belâsından kurtardığı için Tanrı’ya şükran borcu olarak adanan” bu şükür tapınağı camiye yapılan harcamalar öylesine büyüktür ki Padişah’ın, minarelerin “altından yapılmasını” buyurduğu, fakat mimarın “altı tane” anladığı ironik öyküsü anlatılır hep. Hiç bir yerde, bu büyük sanat yapıtının(!) temelindeki harcın 150 bin Kızılbaş Celali kanıyla karılmış olduğundan söz bile edilmez 3

21 yılı Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmak üzere tam 29 yıl Şeyhülislamlık yaparak, Osmanlı Padişahlarını dinsel bağlamda yönlendiren fetvalarıyla onları günahlardan azade kılan (!) İskilipli Mehmet Ebussud Efendi’yi Hanefi mezhebinin bilginleri, mezhep kurucuları İmam-ı Azam Ebu Hanefi ile eşleştirmektedirler. Başbakan da “yetiştirmek istediği dindar ve kindar gençliğe” sevdirmek amacıyla, Alevi-Bektaşi-Kızılbaşların ve felsefenin, müziğin-sanatın düşmanı Şeyhülislam Ebusuud’a her fırsatta büyük övgüler düzerek onu göklere çıkarıyor. Böylece aynı zamanda, Ebusuud’un sevmediği ve düşman olduklarına da kin ve düşmanlık duymalarını sağlıyordu. Ebusuud zihniyetini taşıyan Başbakan Tayyip Erdoğan artık, Çamlıca Tepesi’ne kuracağı El Tayyip Camisi için Sultanahmet Camisi’ni model aldığına göre Kuyucu Murat Paşa olmak yoluna mı girdi dersiniz?

 

[1] Hazreti Emir Ali İbn-i Ebu Talib, Çev. Vedat Atil, Hazreti Ali Divanı,And Yayınları, İstanbul 1990, s. 125.

[2] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi III/2, s.554, dpnt.3; CSP, Venedik, s.75 (1613 tarihli belge) ve Goodwin, s.344’den aktaran William J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan 1591-1611,Çev.Ülkün Tansel, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2000, s.20-24

[3] Geniş bilgi için “Sözde Şükür Tapınakları” makalemizi bakılabilir: www.ismailkaygusuz.com