VAKIF KURULDU, İŞLER DURULDU (MU?)

İsmail Kaygusuz

İki yılı aşkın bir zaman içinde verilen yoğun uğraşılar, bazı kırılmalar ve sıkıntılardan sonra Hünkâr Hacı Bektaş Veli (Dergâh) Vakfı’nın kuruluşu, tüm işleyiş organlarıyla birlikte sonunda tamamlandı. “Dergâhta birlik için gönülleri birleme” şiarıyla çıkılan uzun yolculuğun ilk önemli aşamasıydı bu. Kuşkusuz bu yolculukta en büyük pay, Dergâh’ın postnişini Sayın Veliyeddin Hurrem Ulusoy’a aitttir; onun alçakgönüllü, sabırlı, özverili çabaları ve yılmak bilmeyen direnişiyle gerçekleşmiştir. Elbette ki bu büyük çaba ve direnişin önünü açan; finans ve düşünce destekleriyle, teşvikleriyle Dergâh’a inançla candan bağlı çevresindeki “gönülleri birleme” takımı da asla unutulmamalıdır.

Vakıf kuruldu, işler duruldu mu? Elbette ki hayır! Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın tarihsel işlevini güncellemenin, yeniden çağa uygun bir işlerlik kazandırmanın bu ilk adımı yerinde saymamalı. Böyle olduğu takdirde, Dergâh’ta Alevi-Bektaşi toplumunun inançsal birliğinin sağlanması amacından uzaklaşır, aile işlerini yürüten sıradan bir vakıf olarak anlamsızlaşır. Ne diyorduk ve amaç neydi?

“Dergah’ta gönülleri birlemek inançta birlik sağlamaktır. Alevilik inanç ve toplumsal-demokratik örgütlenmelerine inançsal bağlamda piramidal bir biçim kazandırılması, Alevilerin birliği için önkoşul olmalı. Piramidin tepesinde Hacı Bektaş Dergahı ve dergahın bulunduğu bu tarihsel kent olmalı. İnançsal birliğin sağlanması ancak bu yöntemle gerçekleşir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergah’ının elbette ki yaşadığımız çağda, bu toplumun siyasal ve toplumsal birlikteliğini sağlamak ve yaşadığı sorunlarına çözümler getirmek görevi olmadığı gibi, böyle bir işlevi de yüklenemez. Yine de unutmayalım; tarihsel süreçte inançsal ve siyasal sorunlar içiçe olduğundan Hacı Bektaş Dergahı önderliğini sürdürerek çok büyük ve ölümcül mücadeleler vermiştir.

Vakfın kuruluşu Hacı Bektaş Dergâhı için amaç değil araçtır; Dergâh’ın yükselmesi, inançsal birliği sağlama yönünde işlerlik kazanması, Alevi-Bektaşi toplumunu inançsal bağlamda yönlendirmesine hizmet edecek tüm organlarıyla tek ve büyük araç olma niteliği taşımaktadır. Bu niteliğini uygulamalarıyla kesinlikle ortaya çıkarmalıdır. İsterseniz hizmetinde olması gerektiği Dergâh’ın işlevini eski yazdıklarımızdan alıntılarla biraz daha açalım:

“Hacı Bektaş Veli dergâhı en başında Selçuklu ve Beylikler, daha sonra Sünni Osmanlı egemen yönetimlerin bâtıni Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inançları kuşatma, saldırı ve yoketme siyasetlerine karşı inançsal birlik sağlayarak varolma savaşımı sürdürmüştür. İnançsal birlik, gönül birliğidir. Gönüllerin birlenmesi; Hakk’ın birliğine ve de Makâlât’ta Hacı Bektaş’ın dediği gibi, ‘Hakk’ın insanda mevcut olduğuna, yani Yaratanın yaratılandan ayrı olmadığına’inanmada birlik olmaktır.”

“Tarihsel dönemlerdeki inançsal birlik, aynı zamanda toplumsal ve siyasal birliktelikle özdeşti, birbirinden ayrılamazdı. İnanç toplulukları varoluşlarını bu özdeşleşmiş mücadeleyle sürdürebilmişlerdir. Yüzyılımızda toplumsal ve siyasal kavramlar değişmiş farklı disiplinlerde uygulama alanları bulmuştur. Bugün Hacı Bektaş Dergâhı’nın işlevi, sadece inançsal bağlamda birlik sağlamak olacaktır.”

Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın Alevi-Bektaşi İnancındaki Yeri Hakkındaki Tarihsel Bilgilerimizi Yinelemekte Yarar Görüyoruz

Hacı Bektaş Veli’nin kurduğu Dergâh, Sünniliğin medreseleri karşısında, günün bilimlerinin ışığı altında ve çağını aşarak, Makâlât’ta anlatılan bâtıni-Alevi öğretisinin kurallarının öğretilip uygulandığı Halk Üniversitesi konumu kazanmıştı. Kuşkusuzdur ki, başta Bereket Hacı ve çevresi olmak üzere, 1240 yılı Malya yenilgisinden sonra yapılan Babai kırımından kurtulmuş bulunan Baba İlyas halifelerinin ve Bacıyani Rum örgütünün büyük katkıları vardı. Velâyetame’de olsun, Baba İlyas Menakıbamesi’nde olsun Hacı Bektaş Veli ile ilişkisi olan Hünkâri, Çepni, Hacı Bereket, İbrahim Hacı gibi Türkmen topluluklarının geniş emeksel katkılarıyla Sulucakarahöyük’te yapılan üretime dönük çalışmalar, bölgenin koşullarına uygun yeni uygulamalar Dergâh’ın ekonomik düzeyini yükseltirken, inançsal, eğitimsel ve kültürel etkinlikleri de o derece artırıyordu. Aynı zamanda Kâbe düzeyinde görülen inançsal Hac yeri konumuna getirilmiştir.

Hünkâr Hacı Bektaş Dergahı’nın en güzel tanımlamalarını Kızıl Deli Sultan’nın (Ö.1410-20) talibi Sadık Abdal, 14.yy.lın sonlarında yazdığı Divan’ında yapmaktadır. Hatta bir beyitinde ise Kâbe’yi de aşırtıp “arş-ı a’lâ sidre-i âli makâmı”, yani Tanrının tahtında oturduğu yüce makam olarak görmektedir:

Hakikati araştırma yeri olan (Hacı Bektaş) hânkâhı-dergâhı çok yüce Ka’be olarak onurlandı. Oradan ışık saçan onun yolunu Nuh’un gemisi olarak anlamalısın; bu yol asla yıkılmayacaktır.( Müşerref hânkâh-ı Kâ’be-i ulya ale’t-tahkik/ Münevver hem tarik-i keşt-i Nuh anla bi-enkâz)
 

Onun ulu dergâhı hem yüce Kâbe’dir. Hem de gökte imar edilmiş, yasaksız ve vazgeçilmez kutsal evi (temsil eder). (Hânkâh-ı a’zam hem Kâbe-i ulya durur Beyt-i ma’mûr ol semâi bî-yasag u bî- ferag)

Tanrısal sırla olgunlaşmış olan sâdıklara, (Hacı Bektaş) Veli dergâhı, en yüce makam olan arş-ı a’lâ, yani tanrının oturduğu makamdır. (Ol ulûhi sırrına ekmel olan sâdıklara/Hânkâhı arş-ı a’lâ sidre-i âli makâm) [1]

Yedinci İmam Musa Kazım’ın soyundan Seyyid İbrahim-i Sani oğlu Seyyid Muhammed Sultan Bektaş’ın, Sulucakarahöyük’te 1250’nin başlarında kurduğu Hânkâh, 20 yıl içerisinde Hünkâr Dergâhı’na, sözcük anlamıyla “Ulu Padişah Kapısı”na dönüştü. Çok daha önceden gelmiş Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşamakta olan Seyyid Ocakları’nın pirleri de Hünkâr Hacı Bektaş’ı büyük Mürşid ve Serçeşme olarak tanıyıp, Hünkâr Dergâhı’na bağlanmışlardı. Hünkâr Hacı Bektaş Veli “bir olalım” diyerek, inançsal, toplumsal birliğin yanısıra; ezici çoğunluktaki Türkmen boy ve oymaklarını yönlendiren inançsal önderleri yetiştiren Seyyid Ocakları örgütlenmelerini de birleştirerek merkezileştirmiş. Dağınıklığı ve bireyselliği geri plana çektirince “diri olmayı”, canlı ve sağlıklı kalmayı gerçekleştirmiştir.

Öbür yandan yerleştiği bölgede tarımda, zanaatta ortaklaşa üretime/bölüşüme, sosyal dayanışma ve ticarete ağırlık kazandırarak üçüncü ilkesi “iri olmayı”, yani ekonomisini güçlendirerek büyümeyi de sağlamış bulunuyordu. Öyle ki, Hakka yürümesinin ardından onun adına bin koyun, yüz sığır kesilip halka şölen veriliyor. Bu gösteriyor ki Dergâh aynı anda 25-30 bin kişiye yemek verecek, doyuracak duruma ulaşmıştır.

Böylece Hacı Bektaş Veli Dergâhı Alevi-Bektaşi inançsal birliğinin merkezi olmuştu. Velâyetname’ye göre bu dönem içinde 360 halife ve 36 000 derviş yetişmiş. Bunlar siyasal dağılmışlık içindeki Anadolu’nun çok sayıda Beylik topraklarına yerleşerek çerağ uyandırıp cemlerini-cemaatlarını yönetmektedirler.

Sâdık Abdal’ın bu durumu dolaylı biçimde kanıtladığını görüyoruz. Bir şiirinde, “O Sultan’ın adı Hacı Bektaş’tır; Bektaş adı, eşsiz Tanrılığı bildirir; O’nunkiyle birdir ve bütün dillerde tanınmıştır. Ayrıca kendisi âlemlerin kutbu, cihanı yöneten eşsiz-benzersiz Şahtır. Onun buyurduğu erkân( ilkeler) aynen Hakk’ın sözleridir[2] ” diye açıklamakta. Sonra da “Dünyadaki cansız ve zayıf gönülleri canlı kılmak için, O Şah cömertlik edip, sayısız zaviyeler oluşturdu (Cihânda nâtuvân mürde-i dilânı kılmaga zinde/Keremden eyledi ol Şâh adedsiz zâviye peyda) diye yazıyor.

Bir Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi

Sadık Abdal’ın bu beyitlerindeki bilgilerinin doğruluğunun bir kanıtı olarak bir Hacı Bektaş Zaviyesi karşımıza çıkmaktadır. Antalya Akdeniz Üniversitesi Ed.Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bekir Deniz’in ilk kez tarihsel belgelerini ortaya çıkararak, 2001 yılında bir sempozyumda sanatsal bağlamda incelediği bir bildiriyle sunduğu bu zaviyenin adı, Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi’dir. Kalıntıları, Aksaray merkezine bağlı ve 40 km.uzaklıktaki Susadı Köyü’ndedir. Köy, Aksaray-Nevşehir asfaltının 32.km.den ayrılan Ekecik-Ortaköy yolu üzerinde bulunuyor. Ankara Tapu Kadastro Arşivi (TKA) 584 numarada kayıtlı 1583 tarihli Evkaf teftişlerine göre Susadı Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi, Karamanoğulları bölgesindeki en eski vakıf zaviyelerden biridir. 1239 tarihli vakıfname’ye sahip bulunan Kayseri’deki Hacı Emir bin Sadeddin Zaviyesi, Konya’daki Şems-i Tebrizi ve Sadeddin Konevi zaviyeleri gibi 13.yüzyıldan kalmadır. İlgili tarihsel kayıtlara göre 13.yüzyılın ikinci yarısına tarihlenebilir. Kalıntıda bulunan ve zor okuna bilen bir yazıta göre 1314 tarihinde de onarım görmüş olmalı.

Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi, Karamanoğulları zamanında 15.yüzyılın sonlarına dek vakıflar desteğinde gelişmiş en zengin zaviyelerden biriydi. Ayrıca Ankara Kuyud-ı Kadime (Eski kayıtlar) Arşivi 565 no.lu 1500-1501 tarihli II. Bayezid defterinde Aksaray vakıfları arasında Susadı köyündeki Hacı Bektaş Zaviyesi de geçmekte ve şu açıklama vardır:
“Susadı Köyü’nde Hacı Bektaş Zâviyesi. Allah aziz sırrını, mukaddes etsin. (İkinci Bayezid zamanında) zaviyenin tasarrufu Hacı Hamza’nın elinde idi. Bu hususta (Karaman valisi) Osmanlı Şehzâdesinin berâtı vardır. Burada dedelerinden beri alın teriyle bir zâviye yaparak gelene gidene hizmet ederlermiş. Bunlar dededen oğula bu zâviyede şeyh olagelmişlerdir”.

Yukarıdaki verilen bilgilerden de anlaşıldığı üzere Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi, Hacı Bektaş Veli hayattayken yapılmış ve büyük olasılıkla Karamanlı emirlerden biri tarafından vakfedilmiştir. Prof. Dr. Bekir Deniz’in belirttiğine göre Zaviye Roma-Bizans yerleşim kalıntısı üzerine kurulmuş ve bol miktarda devşirme taş kullanılmıştır. Ayrıca Prof. Deniz, Selçuklu taş işçiliği sanatının tüm incelikleri mihrabında görülen ve planı itibarıyla Türk Sanatı Tarihinde zâviyeli camiler diye bilinen yapılara benzediğini söylüyor. Öyle anlaşılıyor ki, batıni tasavvufî inançlı Alevi-Bektaşi (heterodoks) topluluklar için kurulan vakıf zaviyelerinde Sünni inançlı konuklar için mescit/cami bulunuyordu. Sünni inanç topluluklar için kurulan vakıf camisi komplekslerinde ise Alevi-Bektaşi ve Sünni tarikatları mensubu konukların zikir ve ibadetleri için bir de zaviye yapısı vardı. O halde zaviyeli camiler ve camili/mescitli zaviyler biçiminde ayırmak gerekiyor.

Bilindiği gibi Anadolu Selçukluları döneminde şehir, kasaba ve köylerde veya yollar üzerinde kurulmuş, içinde farklı İslamî inanç ve tarikatlara mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, dinî ibadet ve ayin yaptıkları ve gelip geçen yolcuları bedava misafir ettikleri yapılar zâviye adıyla anılır. Gelişimi kolonizatör Türk dervişlerine bağlanan ve dönemin Sultan’ı veya bir emir tarafından verilen vakıfnamelerle kurulan Anadolu’daki zaviyelerin en eskisi, Niğde İli Çamardı İlçesi Bademdere Belediyesi sınırları içerisinde bulunan ve 509/1115 tarihli vakıfnameyle Sultan İbrahim (Danişmend oğlu Emir Melik Gazi) tarafından namına bir takım mülkün vakfedildiği Şeyh Torasan Zaviyesidir. [3]

Bu açıklamalar gösteriyor ki, İrene Melikof dahil olmak üzere Türk-İslam sentezci tarih araşırmacıları ve onları referans gösteren yazarların ileri sürdüğü, büyük kabul gören “Hacı Bektaş Veli kendi zamanında tanınmamış, daha sonraki yüzyıllarda adı duyulmaya başlanmıştır” varsayımı kesinlikle yanlıştır. Hacı Bektaş Veli yaşadığı dönem içinde dahi “bütün dillerde Şah ve Sultan” olarak tanınmış adına çok sayıda zaviyeler kurulmuş bulunuyordu.

Sonuç Olarak

Hatırlatalım ki; yaklaşık iki yıl boyunca Dergah postnişini Sayın Veliyettin Hurrem Ulusoy’un bizzat kendisinin ortaya attığı “gönülleri birleme” kavramı çerçevesinde ve onun başkanlığında çekirdek kadronun ülke içinde ve dışında yaptığı çok sayıda toplantılarda rızalık alınmış. Bu bağlamda inançsal birliğin, ancak Dergah’ta sağlanabileceği yönünde içtenlikle ortak irade ortaya konulmuştu. Ayrıca Hacı Bektaş Dergahı’nın, işlevini yerine getirebilmesi için, günümüzün koşullarına uygun yeniden yapılandırılması ve kurumlaştırılması istenmiş bulunmaktaydı. Bu doğrultuda ilerleyen sürecin ilk uygulama aşaması Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın kurulmasıydı, bu gerçekleşti.

Ancak Alevi-Bektaşi öğretisinin “El ele, el Hakk”a ilkesi gereği olan inançsal hiyerarşik (Dede-Baba, Pir, Mürşid) yapının işletilmesi, Alevi-Bektaşi topluluklarının yaşadığı bölge ve ülkelerden gelecek olan seyyid ocakları temsilcileri dedeler ve babalar arasından bir Yüksek Dergâh Kurulu’nun oluşturulması yoluyla gerçekleşeceğine inanıyor ve diyoruz ki:

1) Dede yetiştirilmesi, 2) Cem ve cenaze erkânlarımızın günümüz koşulları çerçevesinde, ama özüne uygun olarak düzenlenip yürütülmesi; 3) bunları yürütecek Dedelere icazetname verilmesi ve 4) inanç toplumu olarak müşküllerimizin çözülmesinden bu kurul sorumlu olmalıdır.

Alevi-Bektaşilikle ilgili tarihsel ve güncel her alanda tartışılacak bir zemini oluşturacak olan ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yayın organı olarak yayın hayatına başlayan SERÇEŞME dergisinin, adına uygun biçimde bu görevi yerine getireceğine inanıyor ve yeniden doğuşuna hoşgeldin diyoruz!

Yazımızı 20.yüzyılın ilk yarısında yaşamış Kemteri’nin (ö.1939) bir nefesiyle sonlandırmak istiyouz. Şiiri dikkatle incelersek, Hünkar'ın büyüklüğünü daha iyi hisseder ve Hacı Bektaş Dergah'ında birliğe varmanın, birleşmenin anlamını daha iyi kavrarız:

Hacı Bektaş-i Veli Hünkar’a Gel

Andelib olmaksa kasdın ey gönül gülzara gel
Aşık-ı şuride meşrebsen eğer dildare gel
(Ey gönül amacın bülbül olmaksa gül bahçesine gel
İnleyen aşık huyundaysan sevgiliye gel)

Şişe-i namusunu eyle şikest ikrara gel
Vuslat istersen eğer Mansur olub hoş dâr’a gel
(Onur ve ar şişesini parçalayıp gel ikrar ver
Eğer Tanrı’ya kavuşmak istiyorsan Mansur olup sevinçle dâr’a dur)

Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli Hünkar'a gel
Hubb-i Ehl-i Beyt ile olsun derunun pür kemal
(Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergah’ına gel
İçin Ehlibeyt güzelliğiyle tam olgunlaşsın)

Gel gel arslanım erenler babına kıl ruymal
Her ne dürlü dünyede sürsen ömür sonu zeval
(Gel arslanım erenler kapısına yüz sür
Dünyanın her türlü zevkini sürsen de sonu yokoluş)

Olmak istersen cihanda nail-i bezm-i visal
Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli Hünkar'a gel
(Cihanda erenler meclisine ulaşmak dilersen
Hünkâr Hacı Bektaş Veli dergahına gel)

Serseri gezme cihanda hoş zamir-i ruşen ol
Hemdem olma gel teberra kavmi ile sen sen ol
(Cihanda başıboş gezme, için-yüreğin aydınlık dolsun
Gel lanetliler kavmi ile kaynaşma. Sen sen ol)

Ehl-i Beytin dostuna dost düşmeninine düşmen ol
Haric-i surda bulunma içeru gir evden ol
(Ehlibeyt’in dostuna dost düşmanına düşman ol.
Dışarıda durma, içeri gir aileden biri ol)

Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli Hünkar'a gel
Küfrüdür zahidlerin aşıkların imanıdır
(Hünkâr Hacı Bektaş Veli dergahına gel
Sevenlerin inancı dindarların küfrüdür)

Destgirim Hazret-i Pirim mürüvvet kanıdır
Yürüden dıvarı ezcümle anın burhanıdır
(Elimden tutan Hazreti Pir’im yiğitlik-mertlik kaynağıdır
Duvarı yürütmesi tamamıyla bunun kanıtıdır)

Kemteri'nin dü cihanda hasılı sultanıdır
Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli Hünkar'a gel
(Kısacası Kemter’inin iki cihanda sultanı olan
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına gel)


[1] Sadık Abdal Dîvânı, Yayına Hazırlayan: H.Dursun Gümüşoğlu, Horasan Yayınları, İstanbul, 2009, s.133,153,182.
 
[2] Ki ol sultanın ismi Hacı Bektaş
Nedir Bektaş anı bil olma şâsi

Berâber dahi bir olmak demektir
Ulûhi bildirir hem bî-te’âti

Cihânda ism-i pâki Hacı Bektaş-i Velî meşhûr
Hemân oldur kamu dillerde destân zât-ı bî-heh-tâ
(Cihanı yöneten o alemlerin kutbu benzersiz Şah’tır....
İsmi temiz Hacı Bektaş Veli dünyada ün kazanmıştır
Bütün dillerde onun benzersiz kişiliği hemen destan oldu)”

Hakk’ın aynı kelâmıdır anın buyurduğu erkân
Ol erkâna olan mâhir olardır bil şerif a’lâ ( Sadık Abdal Divan’ı, s. 57-58)

[3] Sultan hacı Bektaş Zaviyesi hakkında geniş bilgi için Prof.Dr. Bekir Deniz’in Susadı Köyü sitesine konulmuş makalesine bakılalabilir.