Alevilik Eğitimi Önemli Bir Mücadele Odağıdır

İsmail Kaygusuz

Türkiye Cumhuriyeti devleti, Diyanet içinden ve dışından Sünni din bilginleri ve İslam tarihçileri vb. aracılığıyla Aleviliği özgün inancından ve tarihsel devrimci, ilerici özünden koparıp Sünni reformculuğu çerçevesinde (“Halk İslamı”, “Anadolu İslamı”, “Türkmen Sünniliği” vb.) biçimlendirme girişimi içindedir. Bazı Alevi-Bektaşi dernekleri ve vakıfları bu girişime maşa olmaktadırlar. Bunların bilinçsiz davrandıkları söylenemez. Devlet için, az önce sözünü ettiğimiz kültürel ayrıntı önemli bir araçtır ve iyi kullanılmaktadır.[1]

Devletin bu tutumu demokrasi-dışı, hatta faşizan bir dayatmadır. Ülke nüfusunun 1/3’ünü oluşturan bir toplumun bin yıllık inancını yok etmeğe yönelik bir asimilasyon (eritme) çabasıdır. Devlet bugün Alevilere rağmen, yani Alevi insanını dışlayarak Alevilik tanımlaması yapmakta ve ona kimlik olarak kendi kafasındaki yaftayı yapıştırmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine büyük bir inanç toplumu böylesi bir yok sayılma utancını yaşamıyor. Devletin ve işbirlikçi odakların Aleviliği özünden koparma girişimlerinin önünü kesmek için her olanaktan yararlanarak demokratik mücadele vermenin zamanı çoktan gelmiş, geçmektedir. Devletin Alevi inanç kimliğini olduğu gibi kabul etmesi ve demokrasinin gereği olan tüm inançsal hak ve özgürlüklerimizi tanıması için hukuksal savaşımı aralıksız sürdürmeliyiz. Bu mücadelenin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Birleşmiş Milletler Adalet Komisyonu’na ve öteki yetkili uluslararası organlara ulaştırılması artık kaçınılmaz olmuştur.

Alman okullarında Aleviliğin öğretilmesi, Alevilik derslerinin okutulması hakkının ortaya çıkması, bu bağlamda büyük önem taşımaktadır. Tahminlere göre 850-900 bin Alevi-Bektaşi inançlı topluluğun yaşadığı Almanya’da bu hakkın arzu ettiğimiz çerçevede gerçekleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne büyük bir insanlık ayıbını sürdürdüğünü sergilemede bir tür mihenk taşı olacaktır.

Almanya devletinin çeşitli uygulamalarını yetersiz, kasıtlı vb. bulabilir, beğenmeyebiliriz. Ancak, çok açıktır ki, pek azı Alman vatandaşı olan bu topluluğun kimliğine saygı gösterilip, inanç ve düşüncesini özgürce ifade etmesinin, inancının eğitimini görmesinin ortamının yaratılması, Alevi toplumunun demokratik hak ve özgürlüklerinin tanınması ve geliştirilmesi açısından çok önemli bir durumdur.

Alevilik Eğitimi Nasıl Olmalıdır?

Bizce bu eğitimin Alevi toplumu içinden yetişmiş eğitmenler tarafından verilmesi en gerçekçi ve en yararlı uygulama olacaktır. Eğer Almanya eyaletlerinin bazılarında bu eğitimin “Alman eğitmenler” ya da Türkiye Cumhuriyeti devletinin kabul edeceği kimselerce (örneğin Diyanetin göndereceği Alevi uzmanlarınca (!), vb.) verilmesi yönünde bir “öneri” gelirse, buna kararlılıkla karşı çıkılmalıdır.[2]

Bize göre genel Alevilik eğitim ve öğretimi üç temelde yapılmalıdır:

1)     Yığın eğitimi

2)     Bireysel (çocuk-gençlik-yetişkin) öğrenim ve eğitim

3)     Yüksek öğrenim-eğitim.

Yığın eğitimi kitleleri muhatap alır: Alevi-Bektaşi inancı ve kutsallık anlayışının, kurumları, felsefesi, yaşam düzeninin, Aleviliğin İslam tarihindeki, Anadolu tarihindeki yerine, çeşitli adlar altındaki toplumsal devinimlerine ilişkin tüm bilgilerin, değişik inançlara sahip kitlelere taşınmasına süreklilik kazandırılarak gerçekleşir. Aleviliği anlatan tüm görsel / basılı yayınlar, bu yığın eğitiminin genel çerçevesi içine girer ve daha çok bilgilendirme, aydınlatmadır.

Ancak kitlesel eğitim asıl karakterini özelde, yani bir plan-program çerçevesinde ve belirli amaca yönelik, çağdaş eğitim-öğretim yöntemlerini kullanarak (aynı araçlarla) yapılmasında gösterir. Alevilik yığın eğitimi, Hacı Bektaş Veli Dergâhı merkezli, tüm Alevi-Bektaşi kitlesel demokratik kuruluşlarının anlayış birliğine (consensus) dayalı bir “Alevi-Bektaşi Yüksek Eğitim Kurulu” tarafından hazırlanacak bir eğitim-öğretim programı çevresinde, bu programın süreli yayınlar / radyo-TV / internet aracılığıyla uygulaması biçiminde gerçekleştirilir. Ancak bu ciddi programı adım adım harekete geçirebilmek için bile, büyük maddi olanakların yaratılması, destekler bulunması zorunluluktur.

Aleviliğin yüksek öğrenimi / eğitimi Alevi-Bektaşi toplumunun yine yukarıdaki anlayış çerçevesi içinde kendisinin örgütleyip kuracağı “Alevi-Bektaşi Akademisi”nde veya “Yüksek Eğitim Enstitüsü”nde ve özerk Üniversitelerde yapılmalıdır. Adım adım geliştirilecek olan eğitim-öğretim programının bir parçası olarak Devlet Üniversitelerinin ilgili fakülte ve bölümlerde “Alevilik Felsefesi, Alevilik Sosyolojisi, Alevilik Tarihi ve Alevi-Bektaşi Edebiyatı” kürsülerinin de kurulup, bu derslerin okutulması hedeflenmelidir. Ayrıca Aleviliğin tasavvufi inanç özelliklerinin, tapınma ve kurumlarının İlahiyat Fakültelerinde oluşturulabilecek “Heterodoks İslam (Alevilik)” kürsülerinde okutulması gerekir. Ancak Alevi toplumu, devletin Alevi-Bektaşi kimliğini Sünni reformculuğu içinde eritme siyasetini uygulamakta olduğunu bir an bile unutmamalı, bu öğrenim ve eğitimin denetimini kendi elinden bırakmamalıdır.

Ama, asıl Aleviliğin kendine özgü inançsal, tarihsel ve kurumsal yüksek öğrenim ve eğitimi, özelde yapılacak olandır ve bu, “Hacı Bektaş Veli Eğitim Enstitüsü veya Akademisi”nde sağlanmalıdır. Aldığı eğitimi, öğrendiği inançsal bilgileri kendi toplumuna taşıyacak, onlara yolu-yordamı tekrar tekrar öğretecek; talipleri görüp sorgulayacak, Cem’leri yönetecek eğitmen Dede’lerin yetiştirilmesi bu kaynakta gerçekleşecektir.

Görüldüğü gibi, Alman okullarında uygulanması gereken eğitim-öğretim, bizim sunduğumuz çerçevede ikinci sırayı almaktadır.

Yinelersek, bu eğitimin Alevi toplumu içinden yetişmiş eğitmenler tarafından verilmesi en gerçekçi ve en yararlı uygulama olacaktır. Bu konuda Almanya’daki Türk ve Kürt Alevi kuruluşlarının ve onların üst organlarının ortaklaşa çalışmalara başlaması memnuniyet vericidir. Açıktır ki burada konu, bir inanç sisteminin kuşaklardan kuşaklara iletilmesi amacıyla öğrenim / eğitim programının hazırlanmasıdır. Dolayısıyla, Alevi inançlı farklı etnik toplulukların demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, kendi siyasi duruşlarını öne çıkararak değil; Alevi-Bektaşi inancı, düşüncesi, felsefe ve tarihi konularındaki yetkinliklerini ortaya koyarak Alevilik eğitimine yaklaşmalıdırlar.

Bu çerçevede, ilk önemli girişim olarak kurulmuş ve sorumluluk almış bulunan Alevi Kuruluşları Eğitim Kurulu’na (AKEK) iletişim, araştırma-soruşturma-buluşturma gibi büyük koordinasyon görevleri düşmektedir. Yoğun koordinasyon çalışmalarıyla kısa bir zaman içerisinde bir “Alman Okullarında Alevilik Eğitimi Programı Hazırlama Komisyonu” oluşturulabilir.

Herhangi bir alanda eğitim vermek, öğretimi gerçekleştirmek plan, program, müfredat işidir. Eğitim Programı hazırlamak AKEK’in işi değildir, olmamalıdır. Ancak dayandığı kuruluşların moral desteğine dayanarak yoğun çaba gösterip, Alevi kuruluşları içinde ve dışında ilişkiye geçebildikleri Alevi Dedeleri, bilim adamları, yazarları, araştırmacı ve eğitimcileri arasında ilk planda en az 6 en fazla 10 kişiden oluşturulabilecek bir hazırlama komisyonu bunu genel çerçevede yapabilir.

Böyle bir komisyon Alevilik derslerinin müfredatını (derslerin adı, günlük, haftalık, aylık ve bir ders yılı içindeki dağılım planı) ve Alevilik ders programını (okutulacak ders konularının özeti, yani içeriği, yöntem ve amaçlarını) genel hatlarıyla belirleyip bir küçük kitap ya da genişçe broşür halinde yayınlayabilir. Bu program içinde ders kitapları da belirlenmiştir; sözgelimi “Alevilik İnancı ve İnanç Kurumları”, “Heterodoks İslam (Alevilik) Tarihi” veya “İslam Tarihinde Alevilik ve Alevi Hareketleri” vb. Bu kitapların, programda belirlenen içerik, yöntem ve amaca uygun ve 150-200 sayfayı aşmayacak biçimde hazırlanması yönünde uygun süreli (5-6 aylık) yarışma(lar) açılabilir. Yarışma herkese açık olmalıdır. Yarışmaya katılan (yazarları saklı) ders kitapları bir alt komisyonda elendikten sonra “Alman Okullarında Okutulacak Alevilik Dersleri Programa Hazırlama Komisyonu” tarafından seçimine karar verilmelidir.

Bizce bu komisyonun toplanma ve çalışma yeri, diğer tüm Alevi-Bektaşi kuruluşlarının onayı ile Alevi Akademisi olabilir. Akademi Başkanı Mustafa Düzgün Zülfikar’daki (Sayı: 38) söyleşisinde

“...Akademi olarak, özellikle de Alevi Federasyonları ve örgütlerinin kurduğu Akademi olarak yalnız bizden sorulsun değil, Federasyonlarımızdan da sorulsun ama, Federasyonlarımız bu konuda politikalarını belirlerken, Akademininki bilimsel çalışma olacak, neticede yazılı çalışma olacak (Biraz karışık bir cümle, ama anlaşılıyor-İ.K.). Bu konuda sorumlu tutulması gereken yer Akademidir” diye yerinde bir saptama yapıyor.

Aynen katılıyor ve bu arada bu sorumluluk çerçevesinde yıllardır çeşitli düzeylerde yaptıkları dergi, kitap vb. yazılı bilimsel çalışmaları örneklemelerini bekliyoruz. Sözünü ettiğimiz komisyonun çalışmalarının burada gerçekleşmesi, aynı zamanda Alevi Akademisi’ne de adına yakışır bir işlerlik kazandıracak, onu gerçek işlevine yönlendirecektir. Alman okullarında Alevilik öğretimini başlatmak ve eğitici-öğreticileri bulmak bir sonraki aşamayı oluşturur. Bu ayrı bir yazının konusudur...



[1] Oysa Osmanlı’nın Medreselerinde bile, halife Osman’dan (644-656) 12. yüzyıla kadar Ortodoks İslama karşı, çeşitli adlar altında yükselmiş doksana yakın aykırı inanç ve düşünsel hareketleri anlatan Şehristani’nin El Milal El Nihal’i ders kitabı olarak okutuluyordu.

[2] Bu girişimin son aşamasında, yani kendi istediği Aleviliği oluşturduğunda devlet, hem ona Diyanette yer verecek hem de okullarda Alevilik dersleri okutulmasına izin. Hatta devlet denetiminde bir Alevi Diyaneti kurulursa ;a;irmayalim