Warning: Creating default object from empty value in /www/htdocs/w00b83be/aktarma/plugins/system/jat3/core/joomla/modulehelper.php on line 320
ONAR KÖYÜNÜN KURUCUSU ŞEYH HASAN ONAR VE SEKİZ ASIRLIK BÜYÜK OCAK CEMEVİ ÜZERİNDE SÖYLEŞİ

ONAR KÖYÜNÜN KURUCUSU ŞEYH HASAN ONAR VE SEKİZ ASIRLIK BÜYÜK OCAK CEMEVİ ÜZERİNDE SÖYLEŞİ

  • PDF

köy

Onar Köyü

ONAR KÖYÜNÜN KURUCUSU ŞEYH HASAN ONAR VE SEKİZ ASIRLIK BÜYÜK OCAK CEMEVİ ÜZERİNDE SÖYLEŞİ

Söyleşiyi yapan: Gülnur Yeşilbaş Kayaoğlu *

Soruları yanıtlayan: İsmail Kaygusuz

1.ŞEYH HASAN ONAR'IN KİMLLİĞİ, ANADOLU'YA GÖÇÜ; NEREDEN VE NASIL GELMİŞ?

Şeyh Hasan Onar'ın kimliği, hakkındaki masalsı ve keramet söylenceleri düz anlatımlar biçiminde geldiği gibi, halk ozanlarının şiir diliyle de günümüze ulaşmıştır. Ancak somut gerçeği yakalamak için maddi kanıtlara gereksinim vardır. Bu nedenledir ki, Onar Dede mezarlığındaki taşları tek tek inceledik; tipik Selçuklu dönemi mezar taşlarıydı. Bir de Şeyh Hasan Onar'e ait vakıf belgesinin 17.yy. kopyası ortaya çıkınca, çalışma artık bilimsel boyut kazanıyordu: Şeyh Hasan'ın yaşadığı tarihsel dönemi tam aydınlatan ve kişiliği üzerinde doğru tanıların ipuçlarını veren bu maddi kanıtlarla, söylencelerdeki olağanüstülükler, yani kerametler olarak verilmiş olayların yorumu daha nesnelleşir ve gerçeğe ulaşılabilirdi.Böylece masalsı ve şiirsel anlatımlarla gelen söylenceleri, mezar taşları ve vakıf belgesindeki verileri karşılaştırdık. Sadreddin Konevi'ye ait bir belgede dönemin İslam bilgin ve mutasavvıfları arasında adının geçmesi çözüme ulaştıran bir sentez oluşturdu.

Bu belgedeki bilgiler Şeyh Hasan Onar'ın Anadolu'ya ilk gelişinde siyasal bir misyon üstlendiğini görüyoruz: Bağdat Halifesi el-Nasır'ın (1180-1225 ) Konya Sultanı Giyaseddin Keyhusrev I'e, 1204/5 yılında elçilik heyeti olarak gönderdiği Muhyiddin İbnül Arabi, Şeyh Evhadüddin el-Kirmani, Şeyh Nasuriddin Mahmud gibi dönemin bilginleri arasında bulunmaktadır.

Şeyh Hasan Onar bu bölgeyi, söylencede anlatıldığı gibi "kuru asasını yere dikince yeşerdiği" için değil, sulu, bereketli her türlü ağaçlar ve otluklarla kaplı, yerleşime uygun bir yer olduğu için seçmiştir. Yeri gelmişken söyleyelim; kısmen köyün yerinde ve doğu tarafında, önündeki kaya mezarlarını yaptırmış olan komopolis, yani kasaba/köykent düzeyinde bir Hellenistik-Roma –Bizans yerleşmesi vardı. Bugün açık ve kapalı durumda 25 kadar kaya mezarını kapsayan nekropol alanı olasılıkla İ.Ö. 2. 3. yüzyıldan 9.yüzyıllara kadar kullanılmıştır. Yaptığımız yüzey araştırmalarında ele geçen arkeolojik malzemeler, köyün arazisinde İlk Neolithik 'den, yani İ.Ö. 7.binden bu yana 9 bin yıllık kesintisiz yerleşme bulunduğunu göstermektedir. Şeyh Hasan Onar bölgeyi bilinçli olarak seçmiştir. Olasıdır ki, Roma-Bizans harabeleri kısmen ayaktaydı. Şeyh'in gerçek kimliği, nereden, hangi koşullarda gelip buralara yerleştiği üzerinde yeni saptamalar ve varsayımlarımızı daha sonra vermek istiyorum.

2.ŞEYH HASAN ONAR DEDE'NİN BAYAT BOYU TÜRKMENLERİNDEN OLDUĞU NEREDEN BİLİNİYOR? OĞUZ BOYLARIYLA İLİŞKİSİ NEDİR?

1980'li yılların başında Onar Dede Mezarlığı araştırmamızda saptadığımız bir mezar taşı üzerinde bulunan üç Göktürk Alfabesi harfinden (İç, çe, ç- s, ş-n, ng) oluşturulmuş damga, Bayat Boyu Türkmenlerine ait ve bu boya bağlı oymak ve obaların kullandığı damgaların bir çeşitlemesidir. Bu damga Şeyh Hasan Onar'ın türbesinin bulunduğu mezarlıkta yatan insanların Bayat Boyu'na mensup olduklarını göstermektedir.

Bayat Boyu, Oğuzların Bozok Kolu'na bağlıdır. Oğuz geleneği Günhan oğullarından gelen Bayatlara, sosyal ve siyasal yer bakımından ötekilerdenden daha onurlu addolunan Bozok Kolu'nda yer vermiştir. Boylar hakkında ilk bilgiler Selçuklu hanedanının XI. yüzyıldaki ilk fetih hareketleriyle gelmektedir. Kitabının aynı yüzyılda yazmış olan Kaşgarlı Mahmut, listesine aldığı 22 Oğuz Boyu arasında Bayatları zikretmekte ve onların hayvanlarıyla eşyalarına ve mezar taşlarına vurduklarına damgaların şekillerini vermektedir. Mezarlıkta bulunan işte bu damga Şeyh Hasan Onar'ın Oğuz boylarıyla ilişkisini ortaya koymaktadır.

3. ONAR DEDE'NİN, GÜNÜMÜZE ULAŞAN KERAMET SÖYLENCELERİ NELERDİR VE HANGİ BAĞLAMDA DEĞERLENDİRİLMİŞ? SEYYİDLİĞİNİ GÖSTEREN BİR BELGE VAR MIDIR?

Biz Onar köyü yaşayanları olarak Şeyh Hasan Onar'a saygımızı, onu evliyalaştırarak sürdürüp bugüne getirdik. Sığınağımızdı, ziyaretgâhımızdı Onar Dede türbesi; mutlu günlerimizde üzerinde kurban keser lokma dağıtır, acılı günlerimizde yardım diler ve onun kutsallığına sığınırdık. Sadece o bizim atamız, kerametleriyle tanıdığımız evliyamızdı; kuru bastonunu toprağa sokunca yeşerip "Sakız Baba" oluşmuş, bir tekme vurunca su çıkmış adı "Cennet Pınarı" olmuş; tekkesini kurarken ağaç aramaya çıkmış, bir koca kiraz ağacı köküyle göceğiyle sürüklenerek peşinden gelmiş. Bir tas çorba ve bir torba arpayla padişahın üç bin atlı ve üçbin yaya askerini atlarıyla birlikte doyurmuş... Ancak, keramet söylenceleri, içlerinde gerçeğe ışık tutan özü taşımakla birlikte, gerçekliğin, gerçek bilginin kendisi değildir, olamaz. Somut gerçeği yakalamak için maddi kanıtlara gereksinim vardır. Yukarıda söylediğimiz gibi, o kanıtlarla birlikte bunları değerlendirdiğimizde bilimsel bilgiler çıkarabildik.

Ne yazık ki, Onar Dede ocağı hakkında, Şeyh Hasan Onar'ın Ehlibeyt soylu olduğunu gösteren Seyyidlik Şeceresi elegeçirilemediğinden, geleneksel söylemler dışında fazla bilgiye sahip değiliz. Buna karşılık Şeyh Hasan Oner Zaviyesi Vakıf arazisinin kullanılmasına ilişkin elimizde bulunan 16, 17. yüzyıllara ait bazı padişah fermanlarında Oner kariyesinden Dersaadet'e başvuran kişilerin "Seyyidan" oldukları belirtilmektedir. Sözlü olarak gelen bilgiler ise Şeyh Hasan Onar'ın, olasılıkla büyük dedelerinden birinin yedinci İmam Musa Kâzım soyundan bir kadınla evlenmiş olduğundan böyle bir bağın kurulduğu yolundadır.

4. ŞEYH HASAN ONAR İÇİN YAZILMIŞ NEFESLERDEN, ŞİİRLERDEN SÖZETTİNİZ İÇERİKLERİNDE NELER VAR? ÖRNEK VEREBİLİR MİSİNİZ?

Bunlar destansı şiirlerdir. Birincisinde 16.yy.büyük Kızılbaş ozanı Pir Sultan Abdal, Şeyh Hasan Onar'a yalvarmakta, "zulümat (karanlık) içinde ve darda bulunduklarını" açıklayarak, Onar Dede'den "imdat" istemektedir. Bu şiirlerden biri 6, diğeri ise 10 kıtadır. İsterseniz her birinden birkaç dörtlük vermekle yetinelim:

Bir gececik mihman oldum Onar'a

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Özümü bağladım ol nazlı Pir'e

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Adın Şeyh Hasan'dır hem derik Oner

Elbet er olanda bulunur hüner

Adını işiden secdeye iner

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Kimimiz dardadır kimimiz yolda

Kimi zulümatta kandadır kanda

Tut elimiz' koyma bizi dar günde

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

....

Pir Sultan'ım düşmüş dürür cüdaya (cüda: ayrı, ayrılmış)

Halim' arzedeyim Bari Hüda'ya (Bari: yaratıcı)

Canım kurban olsun Onar Dede'ye

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

Diğer şiirin yazarı , "ey güzel atam" diye hitap ederek, ağırlıkla hakkında anlatılan söylenceleri dile getirmiş olan 18.yyda yaşamış Arguvanlı ozan Derviş Muhammed'dir.

 

Tevhit edip mağarada oturan

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

Kahreyleyip Gügeyik'i batıran

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

 

Kiraza emretti kendisi geldi

Kiraz ağacından tekkesin' kurdu

Doksan bin evliya şadoldu güldü

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

 

Mucizâtı belli ey güzel atam

Kırk kulaç kemendin' karaya atan

İreisn gemisini kurtaran

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

 

Asasını dikip ağaç yetiren

Tekme vurup sularını getiren

Padişahı ayağına getiren

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

...

Padişahın ögün duman bürüdü

Geri dönüp Şeyh'den helâllık aldı

Dişterik Şeyh Çayırı o andan kaldı

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

 

Derviş Muhammet'im el aman aman

Bir dolu içince biz coştuk heman

İnsan Teccal oldu vakitler tamam

İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı

 

5. İSTERSENİZ ŞEYH HASAN ONAR'IN TARİHSEL KONUMUNA İLŞKİN BİLGİLERİ SÜRDÜRELİM

1224 yılında (Hicri 621) Sultan Alaaddin Keykubat (1220-1237) adına, bölgenin yüce Emiri tarafından Şeyh Hasan Oner'e, sınırları belirtilen ve içinde bugün Onar köyünün içinde bulunduğu arazinin büyük çoğunluğu Zaviye vakfı olarak verilmiştir. Belli ki sınırboyu yerleşim yeri olarak burası, kendisine bağlı Türkmen aşiretlerinin inançsal ve yönetim merkezi durumuna girmiştir. Ancak zaten onun konar-göçer grupları, Anadolu'ya girdiğinden beri, Malatya'nın kuzeyinde Tohma suyunun Fırat'a karıştığı yerden, Arapkir'e kadar uzanan topraklardan ekip-biçme, yaylak ve konaklama olarak yararlanmaktaydı.

Öyle anlaşıyor ki, Şeyh Hasan Onar kendisini başlangıçta, Sultan'ın hizmetinde de bir emir görmeye başlamış ve belki de bir temlik (Osmanlı döneminde Timar adını alan beylik arazisi) bekliyordu. Nüfusu kalabalık, insan ve silah gücü yerindeydi. Yerleşik düzene geçmeden önce, Malatya yazılarında Tohma ve Fırat boylarında konar-göçer yaşarken olasılıkla bu bölgedeki Massara veya Minşar kalesindeki tutuklu yıllarında Sultan Alaaddin'e gönüllü korumalık yaparak çok yakınında bulunduğundan, büyük vaadler almış olmalı. Ne zamanki, bizzat kendi eliyle onu zindandan çıkartıp götürerek tahta oturtan Seyfeddin Aba ve Bahaaddin Kutluğca dahil, tam yirmi dört emiri bir gecede boğdurttuğunu duyduğunda, herhalde Şeyh Hasan Beg büyük korkular yaşamıştı.

Şeyh Hasan Onar, çok geniş olan Bayat boyu insanlarını yerleştirebileceği bir il veya büyük bir belde arazisi temliği ve Sultan sarayına yakın olmayı beklerken, kendisine sadece kendi obası ve sülalesi için küçük bir zaviye vakfı ile arazi bağışlanmış. Olasıdır ki, Horasan, Irak ve El Cezire'den çekip Anadolu'ya getirdiği binlerce çadırlık koca Bayat Oymağı bu nedenle dağılmıştır. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat bütün Alevi Türkmenleri sınır boylarına yerleştirerek, şeyhlerine-pirlerine Sünni şeriatı kurallarınca bir zaviye vakıf arazisi vererek, merkezi hükümeti güvenceye alıyordu. Konya Selçuklu Sultanlarının devlet siyaseti buydu. Nizamülmülk'ün koyduğu siyaseti sürdürüyorlardı: Türkmenler-Oğuzlar yönetime yaklaştırılmamalı, bir başka deyişle yönetimden alabildiğine uzak tutulmalıdır

6-TARİHİ CEM EVİ NASIL YAPILMIŞ? MİMARİSİ HAKKINDA BİLGİ VERİR MİSİNİZ? BURADA CEM YAPILDIĞINA DAİR TANIKLIĞINIZ VAR MI?

cemevi

Tarihî Büyük Ocak Cemevi

Şeyh Hasan Onar Zaviyesi kurumuna ait olan Büyük Ocak ve arkasından oğlunun adına yaptırılan Şeyh Bahşiş tekkesi adlarıyla damları neredeyse toprak düzeyinde iki Cemevi günümüze ulaşmış bulunmaktadır.

Büyük Ocak Cemevi'nin yapılışı hakkında bir söylence anlatılır: Şeyh Hasan binayı yaptırırken, direklerini, damını –tavanını tek bir ağacın gövdesi ve dallarıyla örtmeye karar verir. Ulu bir ağaç aramaya çıkar. Arapgir'in bir mahallesinde Gülbacı adıyla iki çocuklu bir dul kadın yaşamakta ve evinin önündeki ulu bir kiraz ağacının meyvesini satarak çocuklarını besleyip büyütmektedir. Onar Dede bu ağacı Gülbacı'dan satın almak isterse de kadın, başka bir geçim kaynağı olmadığı için satmaya razı gelmez. Bunun üzerine ona "ulu kiraz seni isterse sende kalsın, beni isterse peşimden gelsin"der. Ulu kiraz ağacı köküyle-göceğiyle topraktan sökülüp Onar Dede'nin arkasından gider. İşte Büyük Ocak'ın direkleri, salma, kiriş ve merteklerinin bu ağaçtan olduğu söylenir. Gülbacı da her sabah kalktığından kapısının ardında "bir aşlık bulgur ile bir kaşık yağ" bulur çocuklarının rızkı olarak. Her kiraz mevsimi, kadın çocuklarıyla birlikte gelip, Büyük Ocak'ın tavanından sarkan kirazları yerlermiş. Bu söylencenin ötesinde birşey bilmiyoruz. Anlatılanlar doğru olsa bile, kuşkusuz sekiz yüzyıldan beri bina onarıla onarıla günümüze geldiğinden, tavandaki ağaçlarıı ve bazı direklerin değişmiş olması doğaldır. Binanın rölevesi alınıp, ağaç unsurların laboratuvar tahlilleri yapıldığı takdirde, hem yaşları, hem cinsleri saptanabiliri

300-400 kişiyi içine alan ve kare planlı bu iki yapının da duvarları penceresiz, damı çok sayıda direklerle desteklenmiş. Bunlardan ortada bulunan kutsal Karadirek adı verilmiş olanın dibindeki postta Cemi yöneten Dede otururdu. Karadireğin hemen sağında da biraz daha kalınca Dilek Direği var. Direklerin başlıklarla desteklediği kirişlerin üzerine küçülen kareler biçiminde oturtulmuş, mimaride kırlangıç ya da bingi adı verilen tavan üzerinde toprak damı vardır. Damlarının tam ortasında pencere ve baca görevi yapan, üçgen biçiminde oyulmuş birer delik taş bulunmaktadır. Büyük Ocak, dış kapıdan meydanevine uzanan ve şimdi kaldırılmış olan içiçe şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapılarını simgeleyen dört kapıdan geçilen uzunca bir koridora sahiptir. İkisi de kutsal mekânlar olarak, ilkel de olsa biçimlerini bozmadan, köylüler tarafından onarıla onarıla 800 yıl boyunca "Cemevi" işleviyle bugüne kadar yaşatılmıştır.

Son 50 yıl öncesine kadar Onar köyü halkı Cem tapınmalarını her iki Cemevi'nde de de yaparlardı. Özellikle kış mevsiminde öğle üzeri başlayıp, akşamın alacakaranlığına kadar orta yerinde hizmet sahiplerinden kapıcı ve gözcü çalı-çırpı ve kalın odun yakarak Cemevi ısıtılırdı. Çocukluğumda benim de katıldığım birlik ve görgü cemleri sırasında, köyden her kabilenin kadın erkek bireyleri Cemevi'nde geleneksel olarak önceden ayrılmış yerlerine (gediklere) otururlardı. Buraların örneğin Karamemetgiller gediği, Keleşgiller, İlikgiller gediği vb. adları vardı. Herkes yerini bilirdi. Ve cemlerimiz geceleri ve gizli yapılırdı. Büyük Ocak'ın kapısında genellikle iki musahip kapıcı hizmetli beklerken, bir çift müsahip de köyün çevresinde dolanırlardı baskı veya saldırı korkusundan. Ancak zaviyenin yapıldığı dönemlerde, daha önce söylediğim gibi kuruluşları (Selçuklu) devlet siyaseti olduğundan cem tapınmaları, toplantıları baskı altında ve yasak değildi.

6. ZAVİYE'YE AİT TOPRAKLAR KİM TARAFINDAN VE NASIL ONAR DEDE'YE VAKFEDİLMİŞ? VAKIF SENEDİNDE NELER VAR? TARİHSELVAKIFLAR HAKKINDA BİRAZ BİLGİ VERİR MİSİNİZ?

Elimizde bulunan 621/ 1224 tarihli ve adı yazılı olmamasına rağmen o tarihlerde Malatya emiri olan Eseddüddi Ayaz tarafından verilmişArapça Vakıfname'nin Türkçe kopyası dışında, elimizde 16.yüzyılın sonlarından 18.yüzyıl ortalarını kapsayan, Onar zaviyesi vakıf arazisi ve mütevellilerine ilişkin 12 Padişah fermanı bulunmaktadır. Bunlardan bazılarında "büyük veli Şeyh Hasan Onar" ve adı geçen kişiler için "Şeyh" , "Seyyid" ya da "Seyyidan" ibareleri geçmekte. Böylece Şeyh Hasan Onar'ın soyundan gelen Zaviye vakfı mütevellilerinin Ehlibeyt soylu olduğu belirtilmiş oluyor.

Osmanlılar'ın Selçuklu kurumlarını, özellikle zaviye vakıflarını aynen yaşattıklarını biliyoruz. Vakıfname'de belirtilen şer'i hükümlerine Osmanlı padişahları aynen uymuştur. Vakıfname'den okuyacağımız aşağıdaki satırlardan içerik anlaşılabilir:

"Beyân olunan mülklerin cümlesini Şeyh Hasan Oner içün hak kıldı ve mülk kıldı ve elinde kıldıve tasarrufu altında kıldı ve bu vakfın cemi'-i yerleri ONER dedikleri köyde vâkidir... cem'-i hudûdu ve levâhiki ile zikr olunan hudutların cümleten vakf eylemişimdir."

"Sebeplerin cümlesi Hak Subhânehu ve Te'âlaya ibadet ve rızâ'-i şerifine nâil

olmak içündür. Ve Hak Sübhânahu ve Te'âlânın azâb-ı eliminden halâs içün bir vakf ile vakf eyledim ki, ol vakf şer'idir ve salihdir ve hakkına ri'ayet olunmuşdur. Kimseye satılmaz ve hibe olunmaz. Ve meşhûr zaviye ev [ kafına kayd? ] olunmuştur. '' ONER ZAVİYESİ '' dimekle meşhurdur. Ve bu tevliyeti ve görüp gözetmesini ve emr-i vakfı tahsil etmesini kıldım .Şeyh Hasan Oner içün ve evlât ve evlâd-ı evlâdı içün kıldım ve bu vakf-ı mezbûrun şartı tağyir olunmaz ve aslı tebdil olunmaz... Tahriren fi ğurre-i şehr-i Rebiülâhir. Senete ihda ve işrine ve sittimietin (yani 1 Rebiülâhir 621 (22 Nisan 1224 Pazartesi)"

Bilindiği gibi vakıf ve tımar vb. arazileri, sultan padişahlar ve emirler tarafindan, yönetime yardım ve hizmetlerinden dolayı verilir. Vakıf arazisinde yaşayanlar ve topraklarını kullananlar askerlikten ve bazı vergilerden muaftır (17.yüzyılın ortalarına kadar). Ancak yönetim ihtiyaç duyduğunda bu arazilerin geliri ve insanlarını, özellikle sefer zamanlarında kullanır, tüm varlığına elkoyar. Onar Dede'ye ait keramet söylenceleri ve destanlardan anladığımıza göre Sultan Alâaddin 1227-8 yılında Fırat boylarına doğru sefere çıktığında bu vakıf arazisinden geçmiş ve Onar Dede Alâaddin padişahın "3 bin atlı 3 bin yaya askerini" konuk edip, yemini-yiyeceğini vermiş.

Elimizdeki fermanlardan öğrendiğimize göre, Şeyh Hasan Onar evlatlarının kendi aralarında seçtikleri, Zaviye vakfını yönetenler mütevelli dediğimiz yetkin kişilerdi. Özellikle padişahlar yeni tahta çıktıklarında, onları temsilci olarak başkente gönderip onaylatarak, resmiyeti sağlıyorlardı. Böylece bu ocağa mensup aileler ve kendilerine bağlı talipler-dervişler vakfın toprağını ortaklaşa işliyor, çiftini sürüyor ziraatını yaparak üretip üleşiyordu. Zaten zaviye (dergâh, tekke, hankah aynı anlamdadır) inanç ve tarikat kurumu olarak aş ve işhaneleri ve toplu ibadet ettikleri cemhaneleri olan bir yapılar kompleksidir. 16.yüzyılın ortalarında Osmanlı imparatorluğunda 1100 zaviye vakfı bulunduğunu tarihçi Halil İnancık yazmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu gayri-Sünni, bâtıni inançlı yani Alevi-Bektaşi zaviyeleridir. Elimizdeki vakıfnamesi ve fiziki varlığı Büyük Ocak Cemevi'yle yaşayan, bunların en eskilerinden biri olarak Şeyh Hasan Onar zaviyesi karşımıza çıkmaktadır.

Benzer şekilde Aksaray'a bağlı Susadı köyü Sultan Hacı Bektaş Zaviyesi, Karamanlı emirlerden biri tarafından vakfedilmiş ve olasılıkla Hacı Bektaş Veli (öl.1271-3) hayattayken yapılmıştır.

Gelişimi kolonizatör Türk dervişlerine bağlanan ve dönemin Sultan'ı veya bir emir tarafından verilen vakıfnamelerle kurulan Anadolu'daki zaviyelerin en eskisi ise, Niğde İli Çamardı İlçesi Bademdere Belediyesi sınırları içerisinde bulunan ve 509/1115 tarihli vakıfnameyle Sultan İbrahim (Danişmend oğlu Emir Melik Gazi) tarafından namına bir takım mülkün vakfedildiği Şeyh Torasan/Tur Hasan Zaviyesi'dir.

9-ŞEYH HASAN ONAR'IN KENDİSİ EBEVEYNİ HAKKINDA YENİ BİLGİLERE ULAŞABİLDİNİZ Mİ? YAŞAMI NE ZAMAN, NASIL SONA ERMİŞ?

Şeyh Hasan Onar'ın Bağdad Abbasi halifesi tarafından Selçuklu Sultanı'na gönderilmiş olan elçilik heyetini oluşturan zamanın tanınmış bilginleri arasında bulunuşu, onun Abbasi sarayında gördüğü saygı ve tanınmışlığının kanıtıydı. Bu bizi, onun bir askeri aristokrat aileden gelmiş olabileceği kanısına götürdü. Şeyh Hasan'ın ek ismi, hâlâ yaşamakta olan 'Onar' sözcüğünün bir ecdad-soy veya aile adı olması olasılığından hareketle araştırmaya başladık. Karşımıza Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın (öl.1092) gözde Sipehsaları (başkomutanı) İsfahan emiri Onar Bilge Beg (öl.1099/1100) çıktı.

Muhammed b. Ali Râvendi'nin 1203'te yazdığı Farsça eseri Rahatu's Sudûr'da; Cizreli "Arap tarihçi Ziyaeddin İbnü'l Esir'in (1160-1233) al-Kâmil fi't-Tarih'i ve Raşidüddin Fazlullah Hemedanî'nin (ö.1318) Camiü't Tevârih adlı eserinde Emîr Onar hakkında birbirlerini tamamlayan önemli bilgiler bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki, özel yaşamı ve ailesi hakkında yeterli bilgi yoktur. Çok önemli bir yüksek devlet adamı olarak temayüz etmiş Emîr Onar Bilge Beg adıyla geniş bir Türkmen boyunun, belki bir Tükmen aşiretleri konfedersyonunun Beg'i olan askerî aristokrat olduğu kesin gözüküyor. Şeyh Hasan Onar'ın, bu aile adıyla onun vasisi görünümünde 1200'lü yılların başında tarihsel bir kişi olarak varlığı Emîr Onar'la akrabalığını açıkça ortaya koyuyor. Dahası Şeyh Hasan Onar, çok büyük olasılıkla bu kişinin torunudur. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın (ö.1092) en gözde Emîr'inin torunu olarak, El Cezire Tükmenleri'nin başında ve ayrıca inançsal önderi olduğunu düşünmekteyiz. Bunun içindir ki Şeyh Hasan Onar'ın Abbasi Halifesi'nin nezdinde önemli yeri olmalıydı.

Araştırmamız derinleştikçe, Melikşah'ın ölümüyle birlikte karısı Türkan Hatun ve oğulları arasındaki onlarca yıl süren taht kavgaları sırasında sık sık taraf değiştirmesi ve kendisi batıni olduğu halde onlara ihaneti yüzünden batıniler tarafından öldürülen Emir Onar'ın kızının kocasını da saptadık. Bu kişi Basra, Şam, Fars atabegliklerinde bulunmuş, Boz Aba'yla birlikte Melikşah'ın oğlu Muhammed Tapar'a karşı isyan etmiş Mengü Bars'tır. Ayrıca Mengü Bars'ın 1158'de Abbasi Halifesi topraklarında baş kaldırıp yağmalara girişmiş olan İva Perçem Türkmenlerinin ayaklanmasının bastırarak dönemin Halife'sini kurtardığı bilinir. Bu halife, Şeyh Hasan Onar'ı Selçuklu Sultanı'na gönderdiği heyetin içine katan halife Nasr Lidinillah'ın babasıdır. Bu demektir ki, Halife çocukluğundan beri Şeyh Hasan'ı tanıyordu Mengü bars'ın oğlu olarak. Şeyh Hasan Onar'ın, Sipehsalar Emir Onar'ın kız torunu, yani Mengü Bars'ın oğlu olması çok büyük olasılıktır. Atabeg Mengü Bars'a gelince; Sultan Melikşah'ın kardeşi Böri Bars'ın oğlu ve Sultan Alparslan'ın torunuydu.

Eğer bu varsayımlar doğruysa Onar Dede mezarlığındaki türbesinde yatan ulu evliyamız Şeyh Hasan Onar; annesinin babası Emir Onar tarafından İmam Musa Kâzım soyundan, babası Mengü Bars tarafından da Selçuklu hanedanına mensuptur diyebiliriz!

10. EĞER ÖYLEYSE, ŞEYH HASAN ONAR BABA SOYUNU MU YOKSA ANA TARAFINI MI TERCİH ETMİŞ BULUNUYOR?

Şeyh Hasan Onar'ın, ana tarafından ulaştığı Ehlibeyt soyunu, seyyidliği tercih etmiş olduğunu görüyoruz. Son inceleme ve araştırmamızda vardığım sonucu söylüyeyim isterseniz; Şeyh Hasan Onar, inançsal ve siyasal bağlamda Alamut İmamı Alâ Muhammed'e (1166/1210) bağlı ve El Cezire Türkmenlerinin büyük olasılıkla İsmaili Bayat Kalesi'nin yönetici batıni dai'siydi. I.Gıyaseddin Keyhusrev tahta çıkışının ve yaptığı fetihlerin haberini (zafername'sini) sadece Bagdad halifesine değil, dönemin güçlü Nizari Alamut Devleti'nin İmamı'na da göndermiş olduğunu kaynaklar yazmaktadır. Bize göre Şeyh Hasan Onar, Halife'nin elçilik heyetine, Halife'nin çok iyi tanıdığı olması dışında, Alamut İmam'ı Alâ Muhammed II. yi temsilen katılmıştır. Çünkü o yıllar Halife, kırk yılı aşkın bir zamandır Alamut'un başında bulunan ve son yıllarını yaşamakta olan Alâ Muhammed'in, yerine vasi tayin ettiği oğlu Celaleddin Hasan III ile gizli dostluk ilişkileri içindedir. Bu heyettekilerin büyük bir kısmı Şafii-İşari ve Hanefi mutasavvıf bilginlerdi, sadece Şeyh Hasan Onar batıni ve Ali soylu Aleviydi,

Şeyh Hasan Onar'ın 1240'lı yılların başlarında doksanın üzerindeyken Hakka yürüdüğünü sanıyoruz. Baba İyas Horasani'nin (Baba Resul'un) piri Dede Garkın'ı n çağdaşı olan Şeyh Hasan Onar'ın 1240 yılındaki Baba Resul'la simgeleşen Babai ayaklanmasına olasıyla kendisi değil, ama oğlu Şeyh Bahşiş katılmıştır. Onun bir batıni dai'si oluşunun anısı ve Baba Resul ayaklanmasının izleri, Onar köyünde dedelere ve evlatlarına hâlâ zaman zaman "dayi" ve "Baba Resul" çağırmalarında yaşıyor.

11.BUGÜN ONAR KÖYÜ SAKİNLERİNE ONAR DEDE'NİN SOYUNDANDIR DEMEK DOĞRU OLUR MU? NEDEN?

Onar köyü sakinlerinin tümünün, yani farklı soyadı taşıyan bütün kabilelerin –ki soyadı kanunundan önce kabile adlarıyla çağrılıyormuş- Onar Dede'nin soyundan geldiği doğrudur ya da değildir diyebilmemiz olası değil. Köyde Kaygusuz soyadı taşıyan aileler/Dedegiller, kabile adıyla Karamehmetgil dedelik/pirlik hizmeti yapmakta. Onların Arapkir ve Keban ilçesine bağlı bazı köylerden Çorum ve Erzincan'a kadar talipleri vardır. Ayrıca köyün büyük çoğunluğu bu Dede'lerin talibidir. Yine köyde birkaç kabileyle Dedegiller'in Dede'si de Arguvan'ın Mineyik köyünden geliyor ve birlikte görgü Cemi yapıyorlardı. Denildiğine göre, yaklaşık iki yüzyıl kadar önce köylüler Karamehmet'i Dede/Pir olarak seçmiş ve onun soyundan gelenler bu ayrıcalığı kullanıyorlar. Eğer doğruysa bu gösteriyor ki, Onar Dede soyundan gelen köy sakinleri böyle bir seçim yaparak, Karamehmet'i Dede'liğe layık görüp haklarından vazgeçmişler. Hiç kuşkusuz ki, Şeyh Hasan Onar sadece kendi ailesi ve aakrabalarıyla Onar köyünü kurup, burada Zaviyesini açmadı, obası ve oymağıyla birlikteydi ve onlar kendisine bağlı talipleriydi. Dolayısıyla onların soyundan gelenler de bu köyün sakinlerinden olması doğal değil midir?

12-SİZİN ONAR KÖYÜ İLE İLİŞKİNİZ NEDİR? SİZİ ŞEYH HASAN ONAR HAKKINDA ARAŞTIRMA YAPMAYA İTEN SEBEPLER NELERDİR?

Ben Onar köyünde doğup büyüdüm. 6 yıllık İlköğretmen Okulunun tatilleri dahil yirmi yılım burada geçti. Köyümüzün geçmişi, kuruluşu hakkında hiçbirşey bilinmiyordu. Anlatılanlar sadece Onar Dede'nin keramet söylenceleriydi. Sadece o bizim atamız, kerametleriyle tanıdığımız evliyamızdı sadece. Cemlerde olsun, sohbet toplantılarında olsun Dedeler, büyüklerimiz onun doğaüstü güç ve yetenekleriyle yaptığı işleri-eylemleri her fırsatta anlatır dururlardı. Çocukluk düşlerimi aksakallı nur yüzlü Onar Dede doldururdu.

Çocukluğumdan beri kafama yerleşmiş Onar Dede'ye ilişkin anlatılanlara, eğitim-öğretim yıllarım boyunca bilgi düzeyim yükselip, görüş ufkum genişledikçe akılcı bir merakla bakmaya başlamıştım. Bu merak giderek atamızın gerçek kişiliğini tanıma ve tanıtma sorumluluğunu yüklenmeye dönüştü. İ.Ü. Edebiyet Fakültesi'nde doktora çalışmalarımı bitirir bitirmez, 1980'li yılların başında öğrencilerimle köye gelip Onar Dede mezarlığında ve köy arazisinde yüzey araşrırması yaptık.

Araştırmanın sonucunu, 23 Mayıs 1983 yılında İstanbul Atatürk Kültür Merkezinde yapılan Uluslararası Anadolu Uygarlıkları Sempozyumu'nda Şeyh Hasan Onar'ı, bir Doğu Anadolu köyünün kültürel geçmişi üzerinde araştırma çerçevesinde, "Onar Dede Mezarlığı ve Adı bilinmeyen bir Türk kolonizatörü Şeyh Hasan Onar" başlığı altında bir bildiriyle bilim dünyasına tanıtmıştım. Aynı yıl içinde Arkeoloji ve Sanat Yayınları'nın "Araştırma ve İnceleme Serisi'nin ilk kitabı olarak yayınlandı. Üniversiteden ayrılma durumunda kalmam, bu alandaki araştımalarımın sonu oldu.

1986 yılından itibaren Fransa ve İngiltere'deki yaşamım süresince köyüm ve kurucusu Onar Dede'ye karşı yüklendiğim sorumluluk beni asla terketmedi. 1991 yılında, köyümün uzak geçmişi, yakın geçmişi ve şimdiki zamanını kapsayan olayların içiçe verildiği "Savaşlı Yıllar I: Son Görgü Cemi" romanını yayınladım. Araya giren geniş çapta Alevilik inanç, felsefe ve tarihi araştırmaları ve diğer çalışmaları içeren yeni kitaplar nedeniyle, ancak 15 yıl sonra bu romanı "Savaşlı Yıllar: Son Görgü Cemi, Çileli Günler" başlığı altında iki bölümü birleştirerek yayınlayabildik. Roman üzerinde birkaç yıl önce Hamburg Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nde Almanca Yüksek Lisan Tezi yapıldı. Ancak itiraf etmem gerekir ki, Şeyh Hasan Onar üzerinde yaptığım araştırmalarda hâlâ tam sonuca varamadım.

20 Eylül 2013, ONAR KÖYÜ

 

 

[1]* Yapımcı-yönetmen; CemTV’da yayınlamakta olduğu “Kent Belgeselleri” kapsamında “Sekiz Asırlık Büyük Ocak Cemevi” belgeselini hazırlarken bu söyleşiyi yapmıştır:

[2] Şeyh Hasan Onar’ın Bahşi Han’ın oğlu, anasının adının Vedduha ve Ahmet Yesevi ile amca çocukları olduğu tamamıyla spekülatif bir önermedir; bunu doğrulayacak ne bir belge ne de kanıt bulunmaktadır. Rahmetli İsmail Onarlı Türk-İslam Sentezi anlayışı çerçevesinde. yazmış olduğu kitabında Şeyh Hasan Onar’a hayali bir ebeveyn bulmuş, anasına da kendi ninesinin adını vermiştir!.

 

Araştırma-İnceleme

Malakat_sehsafi
Kitapları

Anı-Öyküler

Sarabi-oykuler
Kitapları

Tiyatro Oyunları

Silvanli-Kadinlar
Kitapları

Roman

masuki-önkapak
Kitapları

Çeviri

Karam-Khella
Kitapları